Kahve Sohbetleri

“Güçlendikçe Başka Bir Kadına Da Alan Açmayı Çok Önemsiyorum”

bfit Yönetim Kurulu Başkanı Burcu Topal, tekstil mühendisliğinden girişimciliğe, bir franchise şubesinden 20 yılı aşmış bir markanın çoğunluk hissedarlığına uzanan yolculuğunu; yeniden başlama cesareti, kadınların ekonomik bağımsızlığı ve fırsat eşitliği perspektifinden anlatıyor. Kadınların yalnızca iş hayatında daha görünür olmasını değil; girişimci, yatırımcı ve karar verici olarak kendi yollarını çizebilmelerini önemseyen Topal ile liderlik anlayışından bfit’in sosyal etki modeline, kadın dayanışmasından gelecek hedeflerine uzanan samimi bir Kahve Sohbeti gerçekleştirdik.

28 Eylül 2026

1.Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Nasıl bir ailede büyüdünüz, eğitim hayatınız ve profesyonel yolculuğunuz nasıl şekillendi? Bugün sizi siz yapan sosyal ve kişisel yönlerinizden de bahseder misiniz?

Ben Kadirli’de, üç kız çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak büyüdüm. Annem öğretmendi ve aynı zamanda benim ilk öğretmenimdi; ilkokulun beş yılı boyunca öğretmenim annemdi. Babam ise çok küçük yaşlardan itibaren çalışan, hayatı boyunca farklı işler kurmuş girişimci bir insandı.

Annemle babamdan bana geçen farklı şeyler olduğunu düşünüyorum. Annemden hayata pozitif bakmayı, yaşamdan keyif almayı ve insanlara fayda sağlamanın değerini; babamdan çalışmayı, mücadele etmeyi ve kendi yolunu açma cesaretini öğrendim. Üç kız çocuklarının da eğitim almasını, meslek sahibi olmasını ve kendi ayakları üzerinde durmasını çok önemsediler. Bir konuda ne istediğimi söylediğimde de çoğu zaman “Olmaz” demek yerine şartları nasıl oluşturabileceklerine baktılar. Bugün geriye dönüp baktığımda bunun bana çok erken yaşta kendi kararlarımı verme cesareti kazandırdığını görüyorum.

İlkokuldan sonra sınavla Kadirli Anadolu Lisesi’ni kazandım. İngilizce öğrenmeye de orada başladım. Ardından Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi’ni kazanarak yatılı okumaya başladım. Bir buçuk yıl sonra okul değiştirmek ve Adana’da okumak istediğimi söyledim. Ailem yine beni destekledi ve Gündoğdu Koleji’ne tam burslu geçtim. Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’ni kazandığımda İngilizcem olduğu için Almanca hazırlık okumayı seçtim. Üniversite yıllarında Almanya’da dil eğitimi aldım, sonraki yaz Work & Travel ile Amerika’ya gittim. Dünyayı görme, farklı kültürleri tanıma ve kendi sınırlarımın dışına çıkma isteğim sanırım o yıllardan beri benim çok güçlü bir tarafım.

Üniversiteden sonra yaklaşık 12 yıl tekstil sektöründe çalıştım. Bu dönem bana mesleki olarak çok şey kattığı gibi dünyayı tanımamı da sağladı. İşim gereği çok seyahat ettim; Avrupa’da ve Güney Amerika’da farklı ülke ve şehirlerde bulundum, fuarlara ve iş seyahatlerine gittim, çok farklı kültürlerden insanlarla çalışma fırsatım oldu.

Bütün bu seyahatlerin bende bıraktığı düşüncelerden biri şu oldu: Dünyanın neresine giderseniz gidin insanların temel ihtiyaçları ve yaşam mücadelesi birbirine çok benziyor. Şehirler, ülkeler ve kültürler değişiyor ama insan çok değişmiyor. Bir de yaşadığı yeri güzelleştirenin biraz da insanın kendisi olduğunu düşünüyorum. Elbette koşulların hayatımız üzerinde etkisi var; yine de elimizde olanlarla nasıl bir hayat kurduğumuz ve yaşamdan ne kadar keyif aldığımız konusunda bizim de bir sorumluluğumuz var.

Kariyerimin başlarında İstanbul’da tek başıma yaşarken iş hayatında zorlandığım ve bırakmayı düşündüğüm bir zaman olmuştu. Babam o zaman bana, “Başarı çok büyük bir hazdır. Hiçbir işi başaramadığın için bırakma. Başar, sonra istiyorsan yine bırak” dedi. O cümle bende çok kaldı. Sanırım biraz babam sayesinde, biraz da babam yüzünden oldukça başarı odaklı bir insan oldum. Bir şeyi zor olduğu için bırakmamak, önce yapabileceğimi kendime göstermek gibi bir tarafım var. Bunun getirdiği mükemmeliyetçiliği ise yıllar içinde biraz yumuşatmayı öğreniyorum.

Tekstil kariyerimin ardından hayatımın yönü tamamen değişti. İş hayatına ara verdiğim, boşanma sürecinden geçtiğim ve pandeminin de hayatımıza girdiği bir dönemde ne yapacağımı düşünürken bfit fikrini ilk ortaya atan Burçak ablamdı. Eski eltisinin bir bfit şubesi vardı ve modeli biliyordu. Fikrin gerçekten hayata geçirilebileceğine inanan, beni cesaretlendiren ve nasıl yapabileceğimiz konusunda yol gösteren ise Başak ablam oldu. İlk bfit şubemizi kendisiyle ortak açtık. Daha sonra bfit’in çoğunluk hisselerini alma ihtimali karşıma çıktığında da benim kararlılığımı gördü ve “Ben ortak olurum” diyerek yanımda durdu. Maddi ve manevi desteğini hayatımın pek çok döneminde hissettiğim biridir. Şubenin sorumluluğunu büyük ölçüde üstlenmesi de benim bfit genel merkeze odaklanabilmemi sağladı. Bugün 20 yılı aşmış bfit markasının çoğunluk hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanıyım.

Hayatımın çok özel bir yerinde de kızım Nehir Ada var. “Evliliğimin en güzel kazanımı” derim hep. Çok güçlü bir ruhu olduğunu düşünüyorum; akıllı, sorumluluk sahibi, empatisi yüksek, neşeli, eğlenceli ve çok yönlü bir çocuk. Resim yapıyor, yemek yapıyor, şarkı söylüyor, dans ediyor, şimdi piyano öğreniyor. Elini attığı pek çok şeyi yapabilecek bir merakı ve yeteneği var.

Onunla ilgili en büyük dileğim kendi standartlarını kendisi belirleyen, ayakları yere sağlam basan, özgür bir dünya insanı olması. Dünyayı görsün, kendi hayatını kursun, kendi seçimlerini yapsın istiyorum. Bir taraftan da hayat bizi hangi yönlere götürürse götürsün hep aynı ekibin içinde kalabilelim; birlikte sohbet eden, gülen, seyahat eden ve birbirinin hayatından keyif alan bir anne-kız olmayı çok arzuluyorum.

Kendimi tanımlamam gerekirse meraklı, öğrenmeyi seven, dünyayı görmeyi isteyen ve gerektiğinde yeniden başlayabilen biriyim. Hayatımın bugüne kadarki bölümü de biraz böyle geçti zaten; farklı yollar denedim, yön değiştirdim, yeniden başladım. Belki ailemden bana kalan en büyük miras da bu: Annemden hayatı sevmenin ve insana dokunmanın değerini, babamdan çalışmayı ve kendi yolumu açma cesaretini, ablalarımdan dayanışmayı öğrendim. Kızıma bırakmak istediğim en önemli şeylerden biri de kendi hayatını seçme cesareti.

“bfit’in uluslararası pazarlara açılmasını istiyorum”

2. Kariyer yolculuğunuza bugün bulunduğunuz yerden baktığınızda, kendinizi olmak istediğiniz noktaya yakın hissediyor musunuz? Önümüzdeki 10 yıla dair sizi heyecanlandıran hedefleriniz neler?

Bu soruya hem evet hem hayır diyebilirim. Bugün geriye dönüp baktığımda yaptıklarımla gurur duyuyorum. Çünkü bu yolculuğun büyük bölümü önceden planlanmış değildi. Tekstil mühendisiydim, yaklaşık 12 yıl kurumsal hayatta çalıştım. Sonra hayatımın yönü değişti; girişimci oldum, bir franchise şubesi açtım ve bugün 20 yılı aşmış bir markanın çoğunluk hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanıyım.

Bazen geriye dönüp baktığımda “Bunu da yapabildim” dediğim oluyor. Diğer taraftan kendimi hiçbir zaman “Tamam, oldum” diyeceğim bir yerde göreceğimi sanmıyorum. Öğrenmek, gelişmek ve yeni şeyler yapmak beni hep heyecanlandırıyor. Bir hedefe ulaştığımda çok kısa süre sonra “Peki şimdi ne yapabiliriz?” diye düşünme eğilimim var. Bu insanı ileri götürüyor fakat bazen yorucu da olabiliyor.

Önümüzdeki 10 yılda bfit’in Türkiye’de daha fazla noktaya ulaşmasını, farklı konseptlerle gelişmesini ve uluslararası pazarlara açılmasını istiyorum. Fakat büyümeyi yalnızca şube sayısı olarak görmüyorum. Güçlü, kârlı ve sürdürülebilir bir yapı kurmak; kadınların kendi işlerinin sahibi olabildikleri ve başka kadınlara istihdam yarattıkları bu modeli daha fazla kadına ulaştırmak istiyorum.

Kişisel hayatımda da önümüzdeki 10 yılı sadece kariyer hedefleriyle tarif etmek istemiyorum. Kızım büyüyecek, ben de hayatımın başka bir dönemine gireceğim. Kendime, sevdiğim insanlara, seyahat etmeye, dünyayı görmeye ve yaşamaya daha fazla alan açmak istiyorum.

Eskiden başarıyı biraz daha varılacak bir yer gibi görüyordum. Şimdi başarı benim için kendi değerlerime uygun bir hayat kurabilmek, yaptığım işin bir anlamı olduğunu hissedebilmek ve bunu yaparken hayatı kaçırmamak… Hem işimi hem kendimi büyütmeye devam etmek, fakat bunu yaparken yaşamayı ertelememek istiyorum.

3. Yönetim anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Yolunuzu aydınlatan kişiler, kitaplar ya da hayatınızda iz bırakan yaklaşımlar var mı?

Yönetim anlayışımın hâlâ geliştiğini düşünüyorum. Liderlik benim için öğrenilen ve insanın kendisiyle birlikte dönüşen bir şey. Benim için temelinde güven var. Bir ekip arkadaşım benimle açık konuşabilmeli, soru sorabilmeli, hata yaptığında bunu saklamak zorunda hissetmemeli, gerektiğinde destek isteyebilmeli.

Ceza odaklı bir yönetim anlayışım yok. Bir problem olduğunda ilk refleksim “Bunun cezası ne?” değil, “Bu neden oldu ve tekrar olmaması için neyi değiştirmemiz gerekiyor?” oluyor.

Zaman içinde şunu da öğrendim: Sadece anlayışlı ve empatik olmak iyi liderlik için yeterli değil. Güvenin yanında açık konuşabilmek, gerektiğinde zor konuşmaları yapabilmek, karar alabilmek, sorumluluk vermek ve sonuç beklemek de gerekiyor. Hem insan odaklı hem sonuç odaklı olmaya çalışıyorum.

Kitaplardan da çok besleniyorum. Hatta hayatımın en önemli kararlarından biriyle bağlantılı çok ilginç bir kitap hikâyem var. Bir gün internetten kitap siparişi veriyordum. Ücretsiz kargo için sepete bir kitap daha eklemem gerekiyordu. “Bırakın Çalışanlarım Sörf Yapsın” diye bir kitap gördüm. İsmi ilgimi çekti ve sepete attım. Yazarının kim olduğunu, kitabın ne anlattığını bilmiyordum. Kitap geldi, ben başka bir kitaba başladım ve bunu rafa koydum. Bir süre sonra henüz yeni bir bfit franchise girişimcisiyken İzmir’de ilk bfit kongreme katıldım. bfit’in kurucusu Bedriye Hülya sunumuna “Patagonia” yazan bir slaytla başladı. Patagonia’nın nasıl sosyal amacı olan bir şirket olduğunu anlattı. Sunumun sonunda bfit’i devretmek istediğini açıkladı.

Ben o gün “bfit’i ben alacağım” diye düşünmedim. Sisteme çok yeniydim. Daha çok “Şimdi ne olacak, kim alacak?” diye düşünüyordum. Kongreden birkaç gün sonra bir çarşamba sabahı saat 5’te birden uyandım. Yatakta doğruldum ve aklımdan şu cümle geçti: “bfit’i neden ben almıyorum?” O kadar heyecanlandım ki bir daha uyuyamadım. Salona geçtim, kahve yaptım. Raftan bir kitap aldım ve tesadüfen elime “Bırakın Çalışanlarım Sörf Yapsın” geldi. Kitabı açtım ve birkaç sayfa sonra yazar Yvon Chouinard’ın Patagonia’nın kurucusu olduğunu fark ettim. Birkaç gün önce Bedriye Hanım’ın bütün sunumu boyunca anlattığı şirket…

O an “Bu bir işaret olmalı” diye düşündüm. Normalde evrenden işaretler geldiğine çok inanan biri değilimdir. Hayatımda böyle hissettiğim belki de tek an. Fakat o küçük tesadüf beni inanılmaz heyecanlandırdı. Sonra tek yapmam gereken saatin 9 olmasını beklemekti. Bedriye Hanım’ı aradım ve konuşmaya başladık. O kitap hâlâ benim için çok özel. Yönetim konusunda da oradan aldığım önemli bir düşünce var: Liderlik her şeyi kontrol etmek değil, insanların iyi işler yapabilecekleri alanı oluşturmak.

Bugün hâlâ kitaplardan, birlikte çalıştığım insanlardan, yaptığım hatalardan ve hatta kızımdan öğreniyorum. Benim için iyi liderlik; insanların kendilerini güvende hissettikleri, açık konuşabildikleri, sorumluluk alabildikleri, gelişebildikleri ve birlikte sonuç üretebildikleri bir ortam kurabilmek.

4. Kadınların iş dünyasında her geçen gün daha görünür hale gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi sektörünüz özelinde kadın temsiline dair gözlemleriniz neler?

Ben bu konuya biraz daha geniş bir yerden bakıyorum. Kadınların iş dünyasında daha görünür hale gelmesini çok değerli buluyorum. Fakat uzun vadede hayal ettiğim dünya, kadın ve erkeğin sürekli birbirinden ayrılarak konuşulmasına ihtiyaç duymadığımız bir dünya.

Eşitliği kadınların erkekleşmesi ya da herkesin aynı olması gibi görmüyorum. Kadın ve erkek iki farklı cinsiyet ve farklılıklarımız var. Benim itiraz ettiğim şey, insanlara cinsiyetleri üzerinden roller biçilmesi. Geçmişte çok net bir iş bölümü kurulmuş: Kadın evin ve çocukların sorumluluğunu alacak, erkek dışarıda çalışacak ve ailenin ekonomik yükünü taşıyacak. Bunun iki taraf için de adil olmadığını düşünüyorum. Bütün ekonomik sorumluluğu erkeğin üzerine yüklemek de bir toplumsal baskı. Bu düzen kadın açısından başka bir sonuç daha yaratmış. Kadın ekonomik hayatın dışında kaldıkça bağımlı hale gelmiş.

İnsan sadece okuyarak değil, hayatın içinde olarak da gelişiyor. Çalışıyorsunuz, insanlarla tanışıyorsunuz, problem çözüyorsunuz, para kazanıyorsunuz, hata yapıyorsunuz, karar veriyorsunuz. Bütün bunlar insanı geliştiriyor ve bireysel gücünü artırıyor. O nedenle kadınların eğitim almasını, çalışmasını, üretmesini ve ekonomik bağımsızlığını çok önemsiyorum. Ekonomik bağımsızlık sadece para kazanmak değil; insanın kendi hayatıyla ilgili karar verebilme gücüdür.

Spor sektöründe de kadın-erkek kodlarını çok net görebiliyoruz. Geçenlerde bfit Akademi Master Trainer’ımız İbrahim Hoca’yla konuşuyorduk. Pilates yapanların büyük bölümünün kadın olduğunu konuşurken “Erkekler neden pilates yapmıyor?” diye sordum. İbrahim Hoca gülerek “Türkiye’de Ebru Şallı yüzünden pilates kadın sporu diye kodlandı” dedi. Çok güldüm. Tabii bu onun esprili yorumu ama altında düşündürücü bir taraf var. Çünkü pilatesi geliştiren kişi Joseph Pilates, bir erkek. Buna rağmen bir spor branşını bile zaman içinde “kadın sporu” ya da “erkek sporu” diye kodlayabiliyoruz. Aynısını mesleklerde, ev işlerinde, çocuk bakımında, para kazanmada ve yöneticilikte de yapıyoruz.

Ben kadınların iş dünyasında daha fazla yer almasını bu nedenle çok kıymetli buluyorum. Özellikle sadece çalışan olarak değil; yatırımcı, girişimci ve karar verici olarak daha fazla kadın görmek istiyorum. Fakat nihai hedef kadınların erkeklerin dünyasında daha fazla yer edinmesi değil. Kadın ya da erkek diye ayırmadan her insanın kendi yetenekleri ve potansiyeli doğrultusunda hayatını kurabildiği bir dünyadan söz etmek istiyorum.

5. Şirketinizin sürdürülebilirlik vizyonundan bahseder misiniz? Bu anlamda fark yaratmak adına ülkemizde neler yapıyorsunuz? Globalde de yürüttüğünüz farkındalık çalışmaları var mı?

Sürdürülebilirlik çok geniş bir kavram. bfit’in en güçlü olduğu alan ise sosyal sürdürülebilirlik. Hatta bizde sürdürülebilirlik önce kadının kendi hayatında başlıyor. bfit’in temel spor branşı olan 30 dakikalık interval antrenman modelimiz, kadınlara yalnızca spor yaptırmak değil, uzun süre devam ettirebilecekleri bir spor alışkanlığı kazandırmak üzerine kurulu. Çünkü bir spora başlamak çok zor değil; zor olan onu hayatının bir parçası haline getirmek.

Kadınların hayatında iş, çocuklar, ev ve sosyal hayat gibi çok fazla sorumluluk var. Bu nedenle kısa, verimli, eğlenceli ve sosyal bir antrenman modeli sunuyoruz. Kadın güçleniyor, hareket ediyor, kendisine zaman ayırıyor, sosyalleşiyor ve kendisini iyi hissediyor. Sonra bunun ikinci halkası geliyor. Kadınlara kendi işlerini kurabilecekleri bir girişimcilik modeli sunuyoruz. O işletmeler başka kadınlara istihdam yaratıyor.

Ben ekonomik sürdürülebilirlikle sosyal etkiyi de birbirinden ayırmıyorum. Girişimcimizin para kazanmasını, yatırımının karşılığını almasını ve markanın ekonomik olarak güçlü olmasını çok önemsiyorum. Çünkü ekonomik olarak sürdürülemeyen bir yapı, amacı ne kadar güzel olursa olsun sosyal etkisini de uzun yıllar devam ettiremez.

bfit’in sosyal etki modeli geçmişte uluslararası alanda da önemli karşılıklar bulmuş. Kurucumuz Bedriye Hülya, bfit modeliyle 2009’da Endeavor girişimcisi, 2012’de Ashoka Fellow olmuş ve 2013’te Schwab Foundation’ın sosyal girişimciler ağına dahil olmuş. Bu geçmiş, elimizde uluslararası ölçekte de karşılık bulmuş güçlü bir sosyal girişim modeli olduğunu gösteriyor.

Bugün benim sorumluluğum bunu yeni döneme taşımak. bfit’in Türkiye’de güçlü ve sürdürülebilir şekilde büyümesini sağlarken modeli yeniden yurt dışına taşımak istiyorum. Bunu yalnızca başka ülkelerde şube açmak olarak değil; kadınların iyi oluşu, kadın girişimciliği ve kadın istihdamı üzerine kurulu sosyal etki modelimizi de dünyaya taşımak olarak görüyorum.

Bizim için sürdürülebilirlik biraz bu: Kadının sporu sürdürebilmesi, girişimcinin işini sürdürebilmesi ve bütün bunların yarattığı sosyal etkinin sürdürülebilmesi.

“İdeal olan, bir kadının lider olmasının ayrıca konuşulacak bir konu olmaması”

6. Sizce iş dünyasında kadın liderliğinin geleceği nasıl şekillenecek? Önümüzdeki dönemde hangi dönüşümler daha belirleyici olacak? Sizce bu konuda atılması gereken adımlar neler, kimlere ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Ben gelecekte “kadın liderliği” kavramına bugün olduğu kadar ihtiyaç duymadığımız bir dünyaya ulaşmayı umut ediyorum. İdeal olan, bir kadının lider olmasının ayrıca konuşulacak bir konu olmaması. Bugün hâlâ konuşmamız gerekiyor çünkü geçmişten gelen bir eşitsizliği dönüştürmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemin önemli dönüşümlerinden biri kadınları sadece mevcut sisteme daha fazla dahil etmek değil, sistemin kendisini de dönüştürmek olacak.

Bir kadına “Sen de yönetici olabilirsin” diyoruz ama evin, çocukların, yaşlıların bütün bakım sorumluluğunu hâlâ onun üzerinde bırakıyorsak gerçek bir fırsat eşitliğinden söz etmek zor. Kadınları girişimci olmaya teşvik ediyoruz ama finansmana, networklere, bilgiye ve rol modellere erişimlerini kolaylaştırmıyorsak yine yolun yarısını yapıyoruz.

Bütün sorumluluğu da “Kadınlar daha cesur olsun, daha çok çalışsın, kendilerine daha fazla güvensin” diyerek kadınların üzerine bırakmayı doğru bulmuyorum. Bazen mesele kadının yeterince cesur olmaması değil, koşulların gerçekten eşit olmaması.

Şirketlere, kamuya, eğitim sistemine, ailelere, kadınlara ve erkeklere sorumluluk düşüyor. Çünkü eşitlik kadınların kendi aralarında çözebileceği bir mesele değil. Bir de kadınların birbirleriyle kurdukları ilişkiyi çok önemsiyorum. Birbirimizi rakip olarak görmek yerine bilgi paylaşmak, networklerimizi açmak, birbirimizin başarılarını desteklemek ve gerektiğinde “Gel, ben sana burada yardımcı olayım” diyebilmek çok değerli.

Benim hayal ettiğim gelecek şu: Bir gün bir kadının CEO, girişimci, mühendis ya da yatırımcı olması haber değeri taşımayacak. Bir erkeğin çocuğuyla ilgilenmek için işten erken çıkması da garipsenmeyecek. İşte o zaman gerçekten bir şeyleri değiştirmiş olacağız.

7. Şirketinizin kadın istihdamı ve fırsat eşitliğine bakış açısını paylaşır mısınız? Şirketinizde kadın çalışan oranı nedir? İnsan kaynakları süreçlerinde eşitlik ve kapsayıcılık nasıl konumlanıyor?

bfit kuruluşundan itibaren kadın odaklı bir marka. Bugün genel merkez ekibimizin tamamı kadınlardan oluşuyor. Şubelerimizi de düşündüğümüzde önemli bir kadın istihdamı yaratıyoruz. Fakat yaklaşımımız “Erkekler bfit’te çalışamaz” değil. Geçmişte genel merkez ekibimizde erkek çalışma arkadaşlarımız da vardı, ileride yine olabilir. İşe alım yaparken benim için önemli olan kişinin cinsiyetinden önce yetkinliği, değerleri, işe yaklaşımı ve kurum kültürümüze uyumu oluyor.

Pozitif ayrımcılık yaptığımız çok net bir alan var: bfit şubesindeki karar hakkının kadında kalmasını istiyoruz. Franchise modelimizde işletmecinin kadın olması gerekiyor. Erkek yatırımcı bir bfit şubesine ortak olabilir; ortaklık oranı en fazla yüzde 49 olabilir. Yani yatırımın içinde kadın ve erkek birlikte yer alabilir, fakat çoğunluk payının ve işletmenin söz hakkının kadında kalmasını özellikle koruyoruz. Çünkü bfit’in kuruluş amaçlarından biri kadınların ekonomik hayatta güçlenmesi ve kendi işlerinin sahibi olabilmesi.

Ben fırsat eşitliğini herkese aynı şeyi vermek olarak görmüyorum. Başlangıç noktaları eşit değilse dengeyi sağlayabilmek için bazen bir tarafa daha fazla alan açmanız gerekiyor. Bu yaklaşımımızın UFRAD tarafından “En Pozitif Ayrımcı Franchise Markası” ödülüne layık görülmesi de bizim için ayrıca kıymetliydi. Kadının ekonomik hayatta yalnızca çalışan olarak değil; yatırımcı, işletmeci, yönetici ve karar verici olarak da daha fazla yer almasını istiyoruz.

“Kadın Dostu Markalar Platformu ile üretici kadınlar için yeni bir model oluşturuyoruz”

8. Kadınların ekonomik ve sosyal hayatta güçlenmesine katkı sunan çalışmalar iş dünyası için büyük bir önem taşıyor. Özellikle sürdürülebilir kalkınma ve toplumda kadının güçlenmesi odağında çalışmalarınız var mı?

Bizim için kadınların ekonomik ve sosyal hayatta güçlenmesi dönem dönem yaptığımız bir sosyal sorumluluk projesinden ziyade bfit’in iş modelinin içinde yer alıyor. Bir bfit şubesi açıldığında bir kadın kendi işinin sahibi oluyor, başka kadınlara istihdam yaratıyor ve bulunduğu bölgede kadınların daha sağlıklı, aktif ve sosyal bir hayat sürmesine alan açıyor. Yaratılan etki tek bir kişide kalmıyor, çoğalıyor.

Girişimciliğin kadında yarattığı dönüşümü de çok önemsiyorum. Kendi işinizi yönetmeye başladığınızda yalnızca para kazanmıyorsunuz. Karar alıyorsunuz, problem çözüyorsunuz, insan yönetiyorsunuz, finans öğreniyorsunuz, müzakere ediyorsunuz. Bir süre sonra kendinize bakışınız bile değişiyor.

Bu konuda yeni çalışmalar da geliştiriyoruz. Örneğin Kadın Dostu Markalar Platformu ile üzerinde çalıştığımız projelerden biri, kooperatiflerde üretim yapan kadınların girişimcilik deneyimlerini bir sonraki aşamaya taşıyarak bfit franchise girişimcisi olabilmelerine imkân sağlayacak bir model oluşturmak. Burada benim için önemli olan kadına yalnızca destek vermek değil; sürdürülebilir bir ekonomik modelin içine girebilmesi için gerekli bilgiye, sisteme ve iş ağına erişim sağlamak.

Yeni açılan her bfit şubesine bu nedenle yalnızca yeni bir işletme olarak bakmıyorum. Aynı zamanda yeni bir kadın girişimci, yeni istihdam alanları ve daha fazla kadının hayatına dokunabileceğimiz yeni bir merkez olarak görüyorum. Bir kadının ekonomik olarak güçlenmesi yalnızca o kadının hayatını değiştirmiyor. Ailesine, çalışanlarına, çevresine ve başka kadınlara da yayılan bir etki yaratıyor.

9. Kişisel ya da kurumsal olarak kadınların ve genç kızların gelişimini destekleyen sivil toplum çalışmalarıyla temasınız var mı? Eğer varsa bu tür iş birliklerini neden önemsiyorsunuz?

Evet, var. Sivil toplumla iş dünyasının birbirinden kopuk olmaması gerektiğini düşünüyorum. Şirketlerin sahip olduğu kaynak, iletişim gücü ve iş yapma kapasitesiyle sivil toplumun sahadaki bilgisi ve deneyimi bir araya geldiğinde çok daha güçlü bir etki yaratılabiliyor.

bfit olarak bugün KEDV’i düzenli bağışlarımızla destekliyoruz. KEDV’in kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlenmesi için uzun yıllardır sahada yaptığı çalışmaları çok kıymetli buluyorum. Özellikle çözümleri kadınlar adına üretmek yerine kadınlarla birlikte üretmeleri benim için çok değerli.

Kadın Dostu Markalar Platformu ile de temasımız ve birlikte geliştirdiğimiz çalışmalar var. Burada benim için önemli olan iş birliklerinin yalnızca logoların yan yana geldiği projelere dönüşmemesi. Birlikte gerçekten neyi değiştirebiliriz, hangi kaynağımızı paylaşabiliriz, kendi uzmanlığımızı nasıl faydaya dönüştürebiliriz diye bakmak gerekiyor.

bfit’in önemli güçlerinden biri Türkiye’nin farklı noktalarındaki kadın girişimcilerden, ekip arkadaşlarımızdan ve üyelerimizden oluşan kadın ağı. Zaman içinde bu ağı toplumsal fayda yaratan çalışmalarla daha fazla buluşturmak istiyorum.

Ben dayanışmaya çok inanıyorum. Bir kadının başka bir kadına açtığı kapının, paylaştığı bilginin ya da verdiği desteğin etkisi başka bir kadına, sonra bir başkasına geçerek büyüyebiliyor. Belki bu nedenle bizim çok sevdiğimiz bir cümle var: “Kadınlar birlikte güçlü.”

“Güçlendikçe başka bir kadına da alan açmayı çok önemsiyorum”

10. Hem markanızı temsil eden bir lider hem de ilham veren bir kadın olarak; bugün fırsat eşitsizliğiyle mücadele eden kız çocuklarına ve kadınlara vermek istediğiniz en temel mesaj ne olurdu?

Ben galiba önce şunu söylemek isterdim: Size kim olduğunuzu ve nasıl bir hayat yaşamanız gerektiğini başkalarının tanımlamasına izin vermeyin. Özellikle kız çocuklarına çok küçük yaşlardan itibaren farkında olarak ya da olmayarak birtakım sınırlar çiziliyor. “Bu sana uygun, bu değil. Kadın dediğin şöyle olur. Bu meslek kadınlara göre değil…” İnsan bir süre sonra başkalarının kendisi için çizdiği hayatla, gerçekten istediği hayatı birbirine karıştırabiliyor.

O yüzden genç bir kıza verebileceğim en önemli tavsiye önce kendisini tanıması olurdu. Neyi seviyorsun, neyi iyi yapıyorsun, nasıl bir hayat istiyorsun? Bunların cevabını bulmaya çalış. Eğitimini ve ekonomik bağımsızlığını da çok önemse. Çünkü kendi ayaklarının üzerinde durabilmek insana sadece para kazandırmıyor; seçim yapabilme özgürlüğü de kazandırıyor.

Bazen genç yaşlarda hayatın daha kolay görünen yolları çok cazip gelebiliyor. Elbette evlenebiliriz, aile kurabiliriz, hayatımızın bir döneminde çocuklarımızı ya da evimizi önceliklendirebiliriz. Bunların hepsi birer seçim. Benim için önemli olan bir kadının bunları mecbur olduğu için değil, gerçekten seçtiği için yapabilmesi.

Hayat çok uzun ve hiçbirimizin önümüzdeki yıllarda ne yaşayacağımızın garantisi yok. Bu yüzden her insanın kendi hayatını sürdürebilecek bilgiye, mesleğe ve ekonomik güce sahip olmasını çok önemsiyorum. Bir ilişkide kalıyorsak da orada başka seçeneğimiz olmadığı için değil, birbirimizi hâlâ seçtiğimiz için kalabilelim.

Bir de hayatın tek bir doğru yolu olduğuna inanmasınlar isterim. Ben tekstil mühendisiydim, yaklaşık 12 yıl kurumsal hayatta çalıştım. Sonra hayatımın yönü tamamen değişti. Bir spor merkezinin franchise girişimcisi oldum, ardından hiç planlamadığım bir şekilde bugün 20 yılı aşmış bir markanın çoğunluk hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanı oldum. Bunların hiçbiri üniversiteden mezun olurken yaptığım kariyer planında yoktu.

O yüzden kendi hayatımdan öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu oldu: İnsan hayatının herhangi bir noktasında yeniden başlayabilir. Bazen bir kapı kapanıyor ve o anda bunu kayıp gibi görüyorsunuz. Sonra dönüp baktığınızda sizi hiç düşünmediğiniz başka bir yere götürdüğünü fark ediyorsunuz.

Elbette herkes aynı koşullarda başlamıyor. Bazı kadınların önünde ekonomik, sosyal ya da kültürel olarak çok daha büyük engeller var. Bu nedenle bütün sorumluluğu “Yeterince istersen yaparsın” diyerek kadının üzerine bırakmayı doğru bulmuyorum. Bizim de birbirimize alan açmamız gerekiyor.

Ben bugün bulunduğum yerde yalnızca kendi emeğimle değil, hayatımın farklı dönemlerinde bana inanan, cesaretlendiren, elimi tutan insanların desteğiyle de varım. Bu yüzden güçlendikçe başka bir kadına da alan açmayı çok önemsiyorum.

Belki kızımın da bir gün benden öğrenmesini en çok istediğim şey bu: Kendi hayatını seçme cesaretin olsun. Kendi ayaklarının üzerinde dur. Hayat seni başka bir yere götürürse yeniden başlamaktan korkma. Ve yolun açıldığında, arkandan gelen başka bir insan için de o kapıyı açık bırak.