BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİ

0/(0)
22 Ekim 2021 Cuma
Yorum (0)
BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİ

Büyük ve kalabalık sofraların kurulduğu, Mezopotamya’ya özgü lezzetli yemeklerin piştiği, derin sohbetlerin edildiği sıcak bir sosyal çevrede yetişen, aynı sıcaklığı ve samimiyeti sunumlarıyla özel hissettirdiği misafirlerine de sağlayan, yeme-içme sektörünün özgün ve başarılı kadın girişimcisi Sn. Gamze Cizreli ile ilham veren bir sohbet gerçekleştirdik.

Kahve sohbetlerimizin bu haftaki konuğu Bigchefs’in kurucusu Gamze Cizreli… Okumaya doyamayacağınız bu güzel söyleşi ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİGamze Cizreli Kimdir? Nasıl bir eğitim aldı? Aile hayatınız ve iş hayatına girişiniz?

Diyarbakır’ın köklü ailelerinden birinin, üç kız çocuğundan en küçüğüyüm. Rahmetli babam hekimdi, annem ev hanımı. Son derece çağdaş, kız çocuklarını okutan ve destekleyen bir ailenin içinde büyüme şansım oldu. Büyük ve kalabalık sofraların kurulduğu, Mezopotamya’ya özgü lezzetli yemeklerin piştiği, derin sohbetlerin edildiği sıcak bir sosyal çevrede yetiştim. Hep devlet okullarında okudum. 1991 yılında ODTÜ İşletme bölümünden mezun oldum. Babamın en büyük arzusu, kamuda çalışmam veya bürokrat olmamdı. Mezuniyet sonrasında üç yıl kadar savunma sanayinde görev yaptım. Fakat üniversite yıllarımdan itibaren hayalimde yeme-içme sektöründe bir girişime imza atmak vardı. Hayallerimin peşinden gitmek adına savunma sanayindeki kariyerimi bırakarak bu alana yöneldim ve sektördeki yolculuğum böylece başlamış oldu.

Sosyal yönlerinizden de bahsederek, bize kendinizi anlatır mısınız?

Önceliğim her zaman ailem ve dostlarımla geçirdiğim zamanlar. Amerika’da bulunan iki oğlumla, ailemle, can dostlarımla iletişim halinde olmak benim en büyük mutluluk kaynağım. Haftada 3 gün spor yapmaya özen gösteriyorum. Zihin ve beden dengesini sağlamak adına çok faydasını görüyorum. Benim merakım ve öğrenme isteğim hiç bitmiyor. Seyahat etmek en büyük tutkularımdan. Bahçe ve bitkilerse benim için çok özel bir merak. Bahçemin bir köşesinde küçük bir bostanım var. Burada hem toprakla uğraşıyorum hem de küçük çaplı da olsa meyve-sebze yetiştiriyorum. Bitkilerle ve toprakla uğraşmanın çok özel bir etkisi olduğunu düşünüyorum; hem stres seviyenizi düşürüyor hem de doğaya yakınlaşarak kendi doğanızı yeniden keşfetmenizi sağlıyor. Ayrıca teknoloji, internet ve sosyal medya da gündelik rutinimin bir parçası son yıllarda. Okuduğum kitaplardan, dinlediğim müziklerden, izlediğim film ve dizilerden beslenen biriyim ben. Beslendiğim ölçüde de aktarmaya çalışıyorum ki paylaştıkça büyümenin değeri paha biçilmez bence.

Diğer yandan ODTÜ’deki öğrencilik yıllarımdan bu yana aktif olarak çeşitli toplumsal sorumluluk çalışmalarının içindeyim. Özellikle 2010 yılında KAGİDER Türkiye’nin Kadın Girişimci Yarışmasında Türkiye Birincisi seçildikten sonra bu konudaki hassasiyetim daha da arttı. BigChefs’teki çalışmalarımın yanı sıra farklı sivil toplum kuruluşları çatısı altında hem ekonomik büyümemize hem de kadınlarımızın toplumdaki yerini güçlendirmeye yönelik çalışmalarda bulunuyorum. Sektörümüzün gelişmesi, Türkiye’de gastronomi alanının ilerlemesi için de uzun yıllardır emek veriyorum.

“Kendimi bildim bileli yaşamımda daima aşkla ve inançla yol aldım.”

Kariyeriniz için hayal ettikleriniz nelerdi? Şu an hayal ettiğiniz yerde misiniz?

Kendimi bildim bileli yaşamımda daima aşkla ve inançla yol aldım. Her zaman kendimi gerçekleştirmenin, hayallerimin peşinden koşmanın gerekliliğine inandım ve bunun için çok çaba sarf ettim. BigChefs’i kurma hikayem de bu yaklaşımımın bir yansımasıdır. Büyük hayaller ve büyük bir aşkla kuruldu BigChefs. Girişimci olmak, kendi restoranımın sahibi olmak, bunu yaparken misafirlerime farklı lezzetler, farklı bir servis deneyimi sunmak çok önemliydi. Bir de yaptığım işi sosyal çalışmalarla zenginleştirmek, işimin özündeki aşkı, duyarlılığı ve heyecanı daha geniş kitlelerle paylaşabilmek sevdası vardı içimde. Benden beklenenlere değil, kendimden beklediklerime odaklandığım için de kariyerimde hayal ettiğim noktaya ulaştığımı söyleyemem. Hala yapmak istediğim çok daha fazla şey var. Otel projelerimiz, restorancılık da dünya çapında büyüme planlarımız, sosyal sorumluluk projelerimiz ve hem insana hem topluma katma değer sağlayacak onlarca iş ile artarak, çoğalarak devam etmek istiyorum.

BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİBüyük bir cesaret gösterip her şeye rağmen umutları her defasında yeşerterek başarıyı yakalayan ve bu yönde girişimcilere ilham veren bir hikayeniz var. BIGCHEFS’ in doğuşunu, hayata tutunuşunu ve bugün geniş coğrafyalara uzanan marka yolcuğunu sizden dinlemek isteriz.

Bir peri masalı gibi görünen ama içinde büyük mücadeleler barındıran hikayemi anlatarak yolun başındaki genç insanlara ilham olmak inanın benim için çok önemli. 1991 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra üç yıl boyunca görev yaptığım savunma sanayinde çalıştım. Zamana göre çok iyi şartlarda çalışmama rağmen hem eğitim hem de iş hayatımda daima yeme-içme sektöründe olmak istedim. Kendi işimin başında olmayı ve yaratıcılığımı bu alanda sergilemeyi arzu ediyordum. Ne yazık ki o yıllarda Türkiye’de girişimcilik kavramı da sektörde pek bilinmiyordu. Kendimi geliştirebilmek için, kendi çabamla bir yerden başlamam gerekiyordu. Hayallerimi gerçekleştirmek konusunda öyle hevesliydim ki yeme-içme sektörünün inceliklerini öğrenebilmek adına, iş çıkışlarında bir restoranda part-time çalışmaya başladım. İşi öğrendiğime kanaat getirdiğimdeyse iki işimden de aynı anda istifa ettim. 1993 yılında eski eşim ve ortağımla Ankara’da Cafemiz’i açtık; şehri cappuccino, filtre kahve, tiramisu, cheesecake gibi lezzetlerle tanıştırdık. Ardından Kuki ve Quick China adında iki farklı konsept daha açtık. Restorancılık alanındaki bu maceram 12 yıl boyunca sürdü. 2006 yılına geldiğimizde, aynı zamanda ortağım olan eşimle yollarımızı ayırdık. 12 yılı ve tüm kazancımı arkamda bırakıp hayatımı iki çocuklu yalnız bir kadın olarak yeniden kurgulamam gereken bir evreye adım attım. Sermayem yoktu ama hayallerim ve fikirlerim vardı. Yola devam etmem için iki önemli motivasyona sahiptim ve BigChefs’in ilk taslağını bu motivasyonla oluşturdum. O dönemde kadın girişimcilik kavramı Türkiye’ye yabancıydı. Şimdiki melek yatırımcılar gibi fon sağlamaya yönelik yeni nesil finansal kaynaklar da yoktu. Ayrıca kadına yüklenmiş rollerin baskısı şimdikinden daha fazlaydı. Sermayem olmadığı için tek çarem banka kredisiydi. Bir yıla yakın bir süre boyunca 4-5 bankadan kredi talebinde bulundum. Teminat gösteremeyen bir kadın girişimci olmamın etkisiyle kredi taleplerim bu süre zarfında kabul edilmedi. Her “red” cevabı hayal kırıklığı yaratsa da motivasyonumu asla kaybetmedim. Pek çok denemenin ardından üniversiteden bir arkadaşım vasıtasıyla görüştüğüm bir bankadan olumlu cevap alarak kredimi çekebildim. Yüzde 100’ü banka kredisiyle kurulan bir restoran zinciri ve bir kadın girişimi olan BigChef’s böylece doğdu. Bugün 7’si yurt dışı, 63’ü yurt içinde olmak üzere toplam 70 şubeye, 3000’i aşkın çalışana sahibiz. Her yıl 8 milyon misafir ağırlıyoruz ve büyümeye devam ediyoruz. Her şeyden önemlisi ruhumuzu işimize kattıkça manevi anlamda gelişiyoruz ve geleceği emanet edeceğimiz genç nesle ilham olabilmek adına elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz.

Sürdürülebilirlik için “kadın” sizce ne anlama geliyor?

Hepimizin yakından takip ettiği gibi BM 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile 17 Küresel Amaç için son derece önemli bir mücadele veriliyor. Bu 17 başlığın bir tanesinin “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” olması asla bir tesadüf değil. Sürdürülebilir kalkınmada kadının rolü son derece kritik. Kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal hayatın karar verme süreçlerine tam ve etkin bir biçimde katılımlarının ve kadınlara karar verme mekanizmalarında, her düzeyde lider olabilmeleri için eşit fırsatlar tanınmasının güvence altına alınmasını bir temel gereklilik olarak taahhütler arasına koyuyor. Kadının haklarının, varlığının ve işgücünün yok sayıldığı toplumlarda ekonomik refahtan, kalkınmanın sürdürülebilirliğinden ve demokrasinin varlığın da söz edebilmemiz mümkün değil çünkü.

BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİKadına dair farkındalık çalışmalarınızı biliyor ve yakından takip ediyoruz. Fakat okurlarımız için biraz da kısaca sizden dinlemek isteriz…

2018 yılında başlattığımız “Toprağın Kadınlarından Sofralara” projemiz halen devam ediyor. 14 kadınla başladık, bugün 120 kadınımızla omuz omuzayız. Lojistiği, tedarik ve maliyeti zor olmasına rağmen, tedarikimizin önemli bir bölümünü yereldeki bu kadın üreticilerimizden karşılayarak onlara kalkınma alanı açıyor, işgücüne katılımlarına destek oluyoruz. Kadın üreticilerimizden yapılan tedarik tutarı halihazırda yıllık toplam tedarikimizin %10’unu oluşturuyor. Her yıl yüzde 10 büyüyerek, 2023’te yüzde 30’a ulaşmayı hedefliyoruz. Tedarik zincirimize dahil olan üretici sayımızda da her yıl büyüyen bir ivmeyle artış amaçlıyoruz. Aynı zamanda sektörel farkındalık yaratıyor, “tarladan sofraya” kavramının bir iş modeli olarak uygulanabilir olduğunu gösteriyor, yerel üretimin gelişmesine katkıda bulunuyoruz. Kadın üreticilerin düşük faizli kredi alabilmeleri için çiftçiyi destekleyen bir banka ile iş birliği halindeyiz. Aynı zamanda Coca-Cola Kız Kardeşim Projesi dahilinde kadınların ekonomik hayata katılımı konusunda gerekli bilgi ve becerilerle donatılması amacıyla düzenlenen eğitimlere katılımlarını sağlamış bulunuyoruz. Kadına yönelik fırsat eşitliğinin sağlanması kapsamında çalışma yapan sivil toplum kuruluşlarıyla çeşitli atölyeler ve seminerler aracılığıyla bir araya geliyoruz. Devlet kurumlarıyla da iş ortaklıkları kurmaktayız. Güç birliği yaptığımız paydaşlar çoğaldıkça etki alanımız da giderek büyüyor ve kadının sürdürülebilir kalkınmadaki önemi daha geniş kitlelerce anlaşılır hale geliyor. Gerçekten gururluyuz.

Şirketinizde kadın çalışan oranı nedir? İK süreçlerinizde cinsiyet eşitliğinin önemi ve önceliğinden bahseder misiniz?

Girişimcilikte kadınları hangi zorlukların beklediğini kendi markamızın hikâyesinden çok iyi biliyoruz. Cinsiyet eşitliğini gerek kurum içinde gerekse organizasyonel süreçlerimizde marka kültürümüzü oluşturan bir temel değer olarak konumlandırıyoruz. İnsan kaynakları politikalarımızla cinsiyet eşitliğini destekliyoruz. Merkez ofisimizde kadın istihdamı yeterli ancak restoranlarımızda hala eksik, ne yazık ki hala istediğimiz seviyede değil. Her ne kadar pozitif ayrımcılık gözeterek kadın istihdamına ağırlık vermek istesek de mesleğin fiziki şartlarından ötürü yeterli başvuru alamıyoruz. Servis elemanları, mutfak elemanları, şef ve şube yöneticiliği pozisyonlarına daha çok kadın istihdam sağlamak istiyoruz. Buradan da bir çağrı yapmış olalım, özellikle masabaşı pozisyonlar haricinde daha çok kadın başvuru almak ve sektörü de bu bazda yönlendirmek niyetindeyiz.

BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİSizce yönetim kademelerinde kadın varlığının katkıları nelerdir?

Kadınların empati, önsezi, yardımlaşma, sorumlulukları paylaşma, iyi iletişim ağları kurma gibi doğuştan gelen özel nitelikleri var. Öte yandan, duygusal zeka ile analitik zeka arasında denge sağlama, müzakere etme ve kriz yönetimi gibi becerilerde kadınlar erkeklere nazaran daha kuvvetli. Bundan tam 10 yıl önce Malezya’da kadın yöneticilerle yapılan bir çalışma var. Bu çalışmanın çıktıları son derece çarpıcı ve sorunuza iyi bir karşılık veriyor. Araştırma, kadın yöneticilerin karar sürecine astlarını kattıklarını, kararların görüş birliğine dayanmasına önem verdiklerini, heterojen ekiplerle çalışmayı tercih ettiklerini ve çoğunlukla kendilerini karar veren otorite değil, kaynak sağlayıcı olarak kabul ettiklerini ortaya koymuş. Yani demokratik ve kapsayıcı bir liderlik kültürünün taşıyıcısı konumundalar. Çoğunlukla erkeklere atfedilen, bir yanıyla yıkıcı, geleneksel otoriter liderlik tipolojisinden farklı bir görünüm ortaya koyuyorlar. Dolayısıyla içinde yaşadığımız şu yüzyılın tam da ihtiyacı olan adil, hoşgörülü, paylaşıma ve iş birliğine açık, yatay hiyerarşi modelini kabullenmekte güçlük çekmeyen yani analitik beceriler kadar sosyal becerileri ve duyarlılıkları kuvvetli liderlik tipolojisine yatkınlar. Hal böyle olunca da yönetim kademelerinde kadınların varlığının şirketleri ileriye taşıyacak büyük bir gücü olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz zekanın 3 türü bulunuyor: Sayısal zeka, duygusal zeka ve spritüel zeka. Kadınlar tüm zeka tiplerini aynı anda kullanabilme becerisine sahip ve bu beceriyi iş hayatına entegre edebiliyorlar. Bu da ister istemez çok yönlü bir bakış sağlıyor ki iş hayatında başarılı olmanın temeli de söz konusu becerilerle yakından ilgili.

“Mevlana’nın söylediği gibi ‘Sen yola çık, yol sana görünür.’görüşüne ve öngörüsüne yürekten inandım.”

Yönetim felsefenizden ve size ışık tutanlardan bahseder misiniz? (örneğin; iz bırakan kitaplar, kişiler, benimsediğiniz görüşler, özlü sözler … gibi)

Tasavvuf felsefesi ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile Atatürk ve eşsiz eseri Nutuk yolumdaki en büyük rehberlerim. Türkan Saylan, özellikle “Sınırlarını Zorla” kitabıyla Sheryl Sandberg, Amin Maalouf’un tüm kitapları, “İnsanın Anlam Arayışı” kitabıyla Viktor Frankl, “Hayat ve İnsan Olmak” kitaplarıyla Engin Geçtan beslendiğim onlarca kaynaktan yalnızca bir kaçı ama belki de sık sık dönüp okuduklarımın en başında gelenler.

“Peki, neden tasavvuf ?”diye soracak olursanız, tasavvuf insanın kendisini keşfetme yolu. Dini kurallara bağlı, dogmalarıesas alan bir felsefe değil. “Ben kimim? Nerden geliyorum? Nereye gideceğim?” sorularını sorduruyor size. İnsanın varoluşsal boyutuna ışık tutuyor, bir yolda olduğunuzu idrak ederek bunu unutmamanızı sağlıyor. Bu tasavvufun ilk boyutu, dikey boyut. İç yaşamı keşfetme, insanın aslını, özünü bulması… İkincisi ise yatay boyut: insanlara hizmet etmek, dünyevi ilişkileri uyum, güzellik ve sevgi esaslarıyla ayarlamak… İki boyutuyla maddi ve manevi yaşam arasındaki dengeye işaret ediyor dolayısıyla. İşte ben yönetim felsefemde de kişisel hayatımda da hep bu değerlerin birbirini tamamladığı ve toplu halde bir amaca hizmet ettiği yolu takip ettim. Mevlana’nın söylediği gibi “Sen yola çık, yol sana görünür”görüşüne ve öngörüsüne yürekten inandım.

Pandemi koşullarında en çok etkilenen sektörlerin başında kafe ve restoranlar var. Bu zorlu süreçleri nasıl geçirdiniz? Bugün, pandeminin izleri sektörünüzde ve şirketinizde ne gibi önlem ve öncelikler getirdi?

Pandemiyle birlikte yeme içme, süreçten en fazla yara alan sektörlerden biri oldu. Sektörümüzde faaliyet gösteren işletmeler çok uzun süreler faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Bu süreç, yarattığı ekonomik hasarın yanı sıra değişen tüketici profili doğrultusunda operasyonel anlamda köklü değişikliklere neden oldu. Dijital müşteri tabanı oldukça genişledi. Dijitalleşme konusunu yatırım ve büyüme stratejimizin, özellikle de “sürdürülebilir kârlı büyüme” hedefimizin önemli bir parçası olarak görüyoruz. BigChefs olarak öncelikle, pandemi döneminde alternatif satış ve pazarlama kanallarımızı geliştirmeye devam ettik. Dijitalleşmeyi merkeze alarak, catering ve eve servis gibi hizmetlerimize ağırlık verdik. Türkiye’nin online siparişte öncü markalarından Yemeksepeti ile iş birliğine giderek 28 farklı noktada eve servis hizmetini başlattık. Türkiye’nin en büyük online market servislerinden olan Getir ile iş birliği yaptık; mutfağımızdan titizlikle seçilen, çok özel tariflerle hazırlanan BigChefs Gastro imzalı ürünlerimizle BigChefs deneyimini restoranlarının dışına, gastronomi meraklılarının mutfağına taşıdık. Ayrıca, Türkiye’nin önde gelen perakende zinciri Migros ile iş birliği yaparak Ghost Kitchen Projesi’ni hayata geçirdik. Dolayısıyla pandemi sonrasına, geleceğe hazır olmak ve misafirlerimizin taleplerine en ideal karşılığı verebilmek adına hizmet süreçlerimizi güçlendirmeyi sürdürüyoruz.

BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİPandemi en çok da çalışan kadınları etkiledi. Evden iş yapma süreçlerinde annelik, ev işleri ve iş insanı rolleri çakıştı. Bu süreci hem kadın hem de bir iş insanı olarak değerlendirebilir misiniz?

İş hayatında bir kadın olarak var olma mücadelesi veriyorsanız sizi hala sayısız önyargı bekliyor, hala kadına yönelik fırsat eşitliği konusunda yetersizliklerimiz var, hala kadınların neler başarabileceğine inanamıyoruz ve hala kadının ev içi emeği hiçe sayılıyor, yeterince desteklenmiyor. Toplumsal cinsiyet rollerine dair kalıplar ve kadının üzerindeki yük bugüne özgü değil. Tarihin var olduğu andan itibaren bir ezici güç olarak kadınlarımızı zorluyor. Şayet bir kadın olarak iş yaşamında ilerlemek istiyorsanız herkesten çok çalışmanız gerekiyor ki önünüze çekilen barikatları yıkın ve başarıya ulaşın. Konu çalışan bir anne olmaya gelince de işiniz iyice zorlaşıyor. Sizden ilgi bekleyen, sizin daha çok vakit ayırmak istediğiniz çocuklarınız söz konusu olunca ise bu sorumluluğun önüne hiçbir şey geçemiyor. Kadın bir noktada kariyer yolculuğunu bir kenara bırakıp geri çekilmek zorunda kalabiliyor. Eşi, ailesi, sosyal çevresi, içinde yaşadığı toplum tarafından desteklenmeyince ya da yasalarla oluşmuş düzenlemelerden mahrum olunca başka bir yol bulamıyor çünkü. Tüm bu zorlamaya rağmen devam etme durumunda ise yine bireysel çabalar devreye giriyor. Bu noktada önemli olan hayatın akışı içerisinde iyi bir zaman matematiği ile iş ve aile dengesini kurabilmek oluyor. “Bir akıl, denge konumundan ne kadar uzaksa kendisine gelen ilk düşüncenin ağırlığı altında o kadar kolay bir biçimde çöker.” der ya Montaigne. Tıpkı bunun gibi duygusal zeka ile profesyonel zeka tahterevallisinde dengeyi sağlayacak olan ağırlık noktalarını iyi tespit edebilmek gerekiyor ki ideal olan bir yaşam kurgusu sağlanabilsin. Evet, ahenk dediğimiz şey zaten insanın hamurunda var olan bir cevher; bu zor şartlar altında dengeyi yakalamak da son derece yorucu ama imkansız değil.

İş dünyasında cinsiyetleşmiş meslekler, cinsiyet eşitsizlikleri hakkında önemli bir dönüşüm sürecinde olduğumuzu görüyoruz. Özellikle şirketlerin liderlik koltuklarında kadınların yer bulmasının oldukça zor olduğunu ancak -hala yolun başlarında olsak da- son yıllarda bu yönde önemli bir yol kat edildiğini düşünüyoruz. Bu konuda ortaya konulan kurumsal çabaların Türkiye ve dünyada gelecek 10 yılda nasıl bir tablo oluşturacağını öngörüyorsunuz? Süreçte kimlere ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Ülkemizde son birkaç yıl içinde kadınların desteklenmesi adına birçok adım atılmış olsa da istatistikler hala dünya standartlarının gerisinde. Araştırmalar hala dikkat çeken, olumsuz rakamlar ortaya koyuyor. Kadınlarımız nüfusumuzun neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu önemli değere rağmen TÜİK’i İstatistiklerle Kadın 2020 Raporu’nda Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin oranını kadınlarda yüzde 28,7, erkeklerde ise yüzde 63,1 olarak görüyoruz. Dikkat ederseniz sadece istihdam rakamları bunlar. Kadın liderler konusunda ise çok daha düşük oranlar söz konusu. Zihinlerimizdeki cinsiyete dayalı kalıplar ya da genetiğimize kodlanmış mitler değişmedikçe daha fazla kadın yöneticiden söz etmek son derece zor diye düşünüyorum… Zihniyetlerin kadınlar lehine yapıcı bir kıvama gelmesinin ardından (ki bu her şeyden eğitimle mümkün olabilir) kadınların kariyer yolculuklarını sürdürebilmeleri için ev içindeki sorumluluklarına dair desteklerin getirilmesi gerekiyor. Çocuk bakımı ve kreşler konusunda düzenlemeler sağlanabilir, bakım sigortaları oluşturulabilir, iş ve aile dengesini destekleyecek ve uyumu artıracak çalışmalar yapılabilir. Kamu ödenekleri getirilebilir. Bütün bunlar büyük birer teşvik olacaktır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini maaş, kurum içi statü, eğitime erişim gibi her segmentte giderecek stratejilere ihtiyacımız var ve yolun çok başındayız. Bizim gibi kuruluşların, tek tek bireylerin, STK’ların çabalarının yanında devletin koyduğu kotalar, yönetmelik ve kanunların devreye girmesiyle 10 yıl sonranın projeksiyonu olumlu bir görünüm yansıtabilir ancak.

BAŞARI KAPISINI GİRİŞİMCİ RUH ANAHTARIYLA  AÇAN LİDER: GAMZE CİZRELİ“Cesaret, başarının anahtar kelimesi”

Genç girişimci adaylarına ve kariyer basamaklarının çok başında olan gençlerimize bir mesaj iletmek ister misiniz?

Dünya ilk adımı atmaktan korkan yalnız insanlarla dolu. Genç iş insanları her şeyden önce dünyanın böyle bir gerçekliği olduğunu unutmasınlar. İlk adımı atmaktan asla korkmasınlar ve daha da önemlisi o adımı atsınlar. Cesaret, başarının anahtar kelimesi. Kimi zaman başarısızlıklar da yaşanabilir. Bazen yollarını kaybedebilirler. Pek çok kırılma noktası olabilir. Başarıyı da başarısızlığı da sahiplensinler. Pes etmeden, inançla, cesaretle adımlanan bir yolun günün sonunda hedefe varması kaçınılmaz. Yeter ki kendilerini gözlemleyip iyi tanısınlar, içlerindeki süper gücü keşfetsinler, ne istediklerini ya da ne istemediklerini çok iyi bilsinler ve kendilerine yönelik inançlarını tek bir an bile kaybetmesinler. Zira Romalı şair Lucretius’un söylediği gibi, “Taşı delen, damlaların sürekliliği…”

Bireysel ödülleriniz, bildiğiniz yabancı diller, üyesi olduğunuz veya yönetiminde bulunduğunuz sivil toplum kuruluşları nelerdir?

Çok iyi derecede İngilizce dil bilgisine sahibim. KAGİDER Yılın Kadın Girişimcisi Ödülü, Garanti Bankası Yılın Kadın Girişimcisi Ödülü, Ekonomist Dergisi Yılın Kadın Girişimcisi Ödülü, Türkiye altın Marka Ödülleri kapsamında Yılın İş Kadını Ödülü yıllar içerisinde aldığım bireysel ödüllerden bazıları. Uluslararası Girişimciler Derneği (EO) Başkanlığı, Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) Yönetim Kurulu Üyeliği, Turizm Restaurant Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği (TURYİD) Başkan Yardımcılığı gibi unvanlarla, sivil toplum kuruluşlarında aktif biçimde görev aldım, almaya da devam ediyorum.

Varsa Eklemek istedikleriniz…

İş yaşamında da kişisel yaşamda da çift kanatlı olmak… Buna özellikle değinmek istiyorum. Çift kanatlı olmanın dengesine yani madde-mana uyumana büyük önem veriyor ve özen gösteriyorum. Elbette yapıcı hırs, sürdürülebilir büyüme anlayışı, katma değer üretmek gibi kavramlar çok kıymetli fakat paylaşımcı olmak, empati, insana ve duyguya yatırım yapmak gibi insanı insan yapan niteliklerin kıymeti de unutulmamalı.

Öte yandan yeni dünyada paydaş kapitalizmini benimsemezsek dünya hızlıca yok olup gidecek. Tüm afetler aslında bize diyor ki “Sen büyürken ekibinle, çevrenle, tedarikçinle, içinde yaşadığın toplumla paylaşarak büyümeye özen göstermezsen ve doğaya kulak vermeden ilerleme yolunu seçersen sonuç dünya evinin yıkımı olacak.”Bu noktada gezegenimize, ekolojiye, topluma ve paydaşlarımıza karşı sorumluluklarımızın her zamankinden daha büyük hassasiyet gerektirdiğinin altını çizmek istiyorum. Mevcut problemlere kayıtsız kalmayarak çözümlerimizle ilerlemek umuduyla…

Bu içeriği yararlı buldunuz mu?
Vereceğiniz puan ile içeriği katkıda bulunmuş olacaksınız
...
1 puan2 puan3 puan4 puan5 puan


Yorum Yazınİçerik hakkında ki düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.


Kategori'ye Ait Diğer Haberler