
L’Oréal Türkiye, Dünya Çevre Günü kapsamında üretimden lojistiğe, tedarik zincirinden toplumsal fayda projelerine uzanan sürdürülebilirlik çalışmalarını paylaştı. Şirket, döngüsel ekonomi uygulamaları ve kapsayıcı tedarik modeliyle çevresel ve sosyal etkisini artırmaya yönelik adımlarını sürdürüyor.
L’Oréal Türkiye, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında sürdürülebilirlik vizyonunu tedarikçilerinden tüketicilerine kadar tüm değer zincirini daha yeşil bir geleceğe taşıyor. Bilim, yeşil inovasyon ve döngüsel ekonomi ekseninde şekillenen bütüncül ekosistem yaklaşımı hem çevreyi korumayı hem de toplumsal fayda sağlamayı amaçlıyor.
Sürdürülebilirliği tüm operasyonlarının ve iş modelinin merkezine yerleştiren L’Oréal Türkiye, bilimsel veriler rehberliğinde çok daha radikal ve yeşil bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Dünyanın dengesini koruyan dokuz gezegen sınırından yedisinin aşılmış olması karşısında kararlılıkla hareket eden marka, bu küresel değişiklikle mücadelenin yol haritasını üç temel güç üzerine kuruyor: yeşil bilim, döngüsel istikrar ve bütüncül ekosistem yaklaşımı.
“Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, hepimizin ortak sorumluluğu”

Sürdürülebilirliğin artık bir maliyet unsuru değil, yeni nesil büyüme modellerinin en büyük itici gücü olduğunu belirten L'Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü & Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu, bu büyük dönüşümü ve Dünya Çevre Günü mesajını şu sözlerle aktardı:
“Gezegenimizin geleceği için sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, hepimizin ortak sorumluluğu ve en büyük pusulasıdır. Biz, L'Oréal Türkiye olarak bu dönüşümü ürün formüllerimizden tedarik zincirimize kadar tüm iş süreçlerimizin en temel parçası haline getirdik. Küresel ölçekte yürüttüğümüz ‘Gelecek için L'Oréal sürdürülebilirlik programımız çerçevesinde ülkemizde hayata geçirdiğimiz öncü projelerle, Türkiye'yi Grup içerisinde başarıyla temsil etmekten ve daha kapsayıcı bir güzellik ekosistemine liderlik etmekten gurur duyuyoruz.”
Üretimden lojistiğe sürdürülebilir dönüşüm
L’Oréal Türkiye, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin yolunun geçici çözümlerden değil, iş yapış biçimlerindeki kararlılık ve istikrardan geçtiğine inanıyor. Bu doğrultuda geleneksel “al-yap-at” modelini geride bırakan şirket; ambalaj tasarımından lojistiğe kadar her adımda “azalt-yeniden doldur-geri dönüştür” yaklaşımını kararlılıkla uyguluyor. Ambalajların ağırlığını ve hacmini istikrarlı bir şekilde optimize ederek atık tüketimini azaltan şirket, ambalaj verimliliği sayesinde lojistik süreçlerinde daha az araçla daha fazla ürün taşıyarak karbon emisyonlarını azaltıyor. Plastik kullanımını azaltma konusundaki kararlılığını orta vadeli hedeflerle destekleyen L’Oréal, 2030 yılına kadar saf plastik kullanımını yüzde 50 oranında azaltmayı taahhüt ediyor.
Bu dönüşüm, ambalaj inovasyonlarının yanı sıra tedarik zinciri ve lojistik operasyonlarında da kalıcı bir modele dönüşüyor. İstanbul içindeki lüks ve profesyonel ürünlerin dağıtımlarını tamamen elektrikli araçlarla gerçekleştirerek yılda 58 ton karbon emisyonunun önüne geçen L’Oréal Türkiye, mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yılda 400 ton su tasarrufu sağlıyor.
Sürdürülebilir dönüşüme tedarikçilerini de dahil ediyor
L’Oréal Türkiye, gerçek sürdürülebilirliğin ancak tüm paydaşları kapsayan ortak bir ekosistemle mümkün olacağına inanıyor. ‘Gelecek için L’Oréal’ sürdürülebilirlik programı kapsamında şirket, stratejik tedarikçilerinin de 2030 yılına kadar doğrudan emisyonlarını (Kapsam 1 ve 2), 2019 seviyelerine kıyasla yüzde 50 azaltmalarını hedefliyor. L’Oréal, bu yeşil yolculukta iş ortaklarını yalnızca denetlemekle kalmıyor; eğitim, teknoloji transferi ve kesintisiz bilgi paylaşımıyla onları aktif olarak destekliyor.
Stratejik tedarikçilerinin yüzde 100’ünün çalışanlarına “insana yakışır ücret” politikasını benimsemesini destekleyen L’Oréal, adil çalışma koşullarını tüm değer zincirine yayıyor. Kapsayıcı tedarik yaklaşımıyla; engelli bireyler, kadın girişimciler ve yerel KOBİ’ler gibi ekonomik açıdan desteklenmesi gereken gruplara öncelik veren bu model, dünya genelinde 90 binden fazla kişinin istihdama katılmasına katkı sağladı. Türkiye’de ise tedarik zinciri aracılığıyla desteklenen 146 kişilik istihdamın yüzde 61’ini kadın girişimciler, yüzde 39’unu ise KOBİ’ler oluşturdu. Küresel ölçekte sosyal fayda projeleriyle 10 milyon kişiye ulaşan tekno-güzellik lideri, bu projelerle 5 milyon kadının güçlenmesine doğrudan destek oldu.








Yorum Yazınİçerik hakkında ki düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.